Merhamet-Bekir Ünver


Açıklama: Ne güzel bir duygudur merhamet sahibi olmak. Ne muazzam bir hakikattir merhamet.
Kategori: Hayata Dair
Eklenme Tarihi: 15.Temmuz.2017
Geçerli Tarih: 20.Ocak.2018, 09:55
Site: Yazanel Edebiyat
URL: http://www.yazanel.com/haber_detay.asp?haberID=1170





MERHAMET


Merhamet; bizi biz yapan, insanı insan yapan en güzel değerlerden biridir. İçimizde olan, iç dünyamızda olan ve asla inkâr edemeyeceğimiz güzel bir duygu. İnsan merhamet sahibidir, insan acır, insan şefkatlidir. Zira insan, "Rahman"ın vasıflarının bir numunesini taşıyan  halife-i zemindir. Bu hissiyat asla inkâr edilemez. Ne güzel bir duygudur merhamet sahibi olmak. Ne muazzam bir hakikattir merhamet. Kalbimizde taşırız, tarifinden aciz bir şekilde ve tefekküründen hayrette kalarak. Bu yüzden bu duyguya çok muhtacız. Merhamete ve merhametlilere çok muhtacız.

Günümüz dünyasında çok şey değişti. Merhametimiz de değişti, merhametliler de değişti. Bu güzel duyguyu sinelerimizde taşırken merhametli olmayı unuttuk. Merhametimizi yitirdik. Nasıl yitirdiğimizi, hangi yollarda heba ettiğimizi bile düşünemedik. Düşünmek bile istemez olduk. Elmas gibi kıymetli olan bu güzelliği çamurlar ve balçıklar uğrunda heder ettik. Benliğimizi, enaniyetimizi çok besledik. Enaniyet asrında yaşarken ben duygumuz herhalde bütün duygularımızı istila etti. Benliğimiz ve bencilliğimiz o kadar kuvvetlendi ki "biz" diyemez olduk. Bencilliğimiz uğruna bizi biz yapan değerlerimizi ve hassasiyetlerimizi kaybettik herhalde. Birbirimize acıyamaz olduk. Merhamet edemez olduk. Ölen, öldürülen bir çocuğa ya da kadına merhamet edemiyoruz bazen. Kanadı kırık bir yavruya acıyamıyoruz. Vicdanımızın sesini duyamıyoruz. Mazlum birini gördüğümüzde şefkat edemiyoruz. Zulme uğrayan bir masum ve mazlumu görünce içimiz yanmaz olmuş nedense. Beton duvarlar örmüşüz içimizde. Merhamet duygumuzun önüne geçen çok kuvvetli duvarlar inşa etmişiz. Tuğlası bencillikten, çimentosu gururdan, dekorasyonu riyadan, yalıtımı gösterişten olmuş bu duvarların. Bu duvarlar merhamet duygumuza perde olmuş.

Şekilci oluvermişiz  günümüzde. Gösterişe düşkün oluvermişiz. Şeklin ve maddenin altındaki manayı hiçe saydık. Birbirimizin saçıyla, sakalıyla, bıyığıyla uğraşır oluverdik. İnsanı insan yapan o güzelim manaları düşünemedik. Etten, kemikten, kandan ve irinden olduğumuzu neden düşünemedik ki? Bu maddelerin hayvanlarda da olduğunu neden akıl edemedik? Neden bizi biz yapan değerlerin birkaçının da şefkat, merhamet ve vicdan  olduğunu düşünemedik. Neden hislerimiz, heveslerimiz ve içi boş ideolojilerimiz uğruna merhamet duygumuzu körelttik. Neden şefkat ve merhamet gibi çok kıymetli hislerimizin rağmına egolarımızı, benliğimizi ve bencilliğimizi besledik ki? Şekle değer verdiğimiz kadar manaya önem veremedik. İç derinliklerimizi unuttuk.

Merhametin sınırı yoktur, bilemedik. Merhametin memleketi, rengi, dili, hemşehriciliği olmaz, bunu düşünemedik. Merhamet duygusunun bahanesi ve mazereti olmazdı, bunu önemsemedik. Merhametin sınırı, had ve hududu olmaz. İnsan ve insanlık neredeyse merhamet oradadır, orada olmalıdır. Hayallerimizin, duygularımızın sınırı yoksa merhametimizin de sınırı yoktur herhalde. Merhametin "ama" sı, "fakat" ı, "lakin" i olmaz. Zira biz, sosyal varlığız. Tek başımıza hayatımızı idame ettiremeyiz. Birbirimize mecbur ve muhtacız. Ama günümüzde "sosyallik" kavramını da değiştirdik.

Çok kalabalık olduk, ama yalnızlık çekiyoruz. Kalabalıklar içerisinde yalnız kaldık. "Sosyal yaşantı sıfır." diye, bulunduğumuz yerden şikayetçi olduk. Daha kalabalık şehirlerde bulunan devasa alışveriş merkezlerindeki alışveriş çılgınlığını "sosyal yaşantı" zannettik. Şaşaalı alışveriş merkezlerini, gösterişli kafeleri, dışı süs içi pis mekânları seçtik amma yine kendimizi yalnızlığa mahkûm ettik. Hakiki sosyalliği, sohbet ve muhabbeti sanal âlemlere feda ettik. Kalabalık dünyamızda yalnız, mutsuz ve umutsuz kaldık.

Hasılı çok değiştik dostlarım! İnsanlığımız, kardeşliğimiz ve dostluğumuz değişti. Acılar, zulümler, vicdansızlıklar çok arttı. Arif Nihat Asya'nın dediği gibi

"Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu
Ne olduysa hep bize, azar azar oldu"

Cumanın bilinen manasının yanında, toplayan, bir araya getiren manasını unuttuk, daha doğrusu hatırlayamadık herhalde. Gönüllerimizle, yüreklerimizle, şefkat ve merhametimizle bir araya toplanamadık. Gözlerimiz başka taraflara bakarken ellerimizle tokalaştık. Dilimizle konuşurken gönül dilimizle konuşamadık dostlarım! Karşılıklı oturduk ama gözlerimiz birbirine değmeden, sanal âlemleri takip ederek konuştuk. Sureten bir araya geldik lakin vicdanımızı, şefkat ve merhametimizi yanımızda getiremedik çoğu zaman.

Acılar insanlığımızı hatırlattı. Merhametsizlikler, vicdanımıza ve merhamet duygumuza dokundu. Vicdansızlıklar, silkeledi bizi. Vahşice ölümler, yüreklerimizi dağlayarak bizi kendimize getirdi. Kaderin adil, şefkatli ve merhametli eli, bu acılarla bizi tokatladı âdeta.

Çok şey değişirken, menfi yönde değiştiği kadar müspet yönde de değişti elbet. Zira güneşin doğmaya en yakın anı, gecenin en karanlık anı imiş. Bu karanlık tablolar günümüzde ne kadar artsa da bu günler, insanlık adına daha aydınlık günlerin doğum sancılarıdır diye düşünüyorum. Tohum çatlamazsa filiz vermezmiş. Ne güzel demiş gönül ehli Mevlana: "Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstüne yağar; ama rengarenk gökkuşağı da yağmurdan sonra çıkar. Unutmayalım, "gelecek, ümit sahibi olanlar için vaatlerle doludur." 

15 Temmuz 2017

Bekir ÜNVER