Yazanel Edebiyat
ANASAYFA FORUM FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

TÜRKÇESİ VARKEN

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

GÖLDE PANİK-AYTUĞ KARABULUT

GÖLDE PANİK-AYTUĞ KARABULUT

Tarih 10.Şubat.2013, 12:51 Editör GENÇ ŞAİR

Küçük yazardan büyük öyküler...Meriç, babası ile birlikte Elayı almak üzere tren garına gittiler. Meriç, Elanın trenden indiğini görmüştü.


GÖLDE PANİK

         Meriçler yine bir göç hazırlığına başlamışlardı. Babasının tayini bu kez Ankara’ya çıkmıştı. Bu yeni durumdan Meriç hiç de memnun değildi. Çünkü en sevdiği arkadaşı Ela’dan ayrılmak istemiyordu.

         Üstelik Meriç’in annesi Meltem Hanım ile Arkadaşı Ela’nın annesi Kübra Hanım da birbirleri ile çok iyi anlaşıyorlardı. Meriç ve Ela dört yıldır aynı sınıfta okuyorlar ve dört yıldır da aynı sırada oturuyorlardı. Onları tanımayanlar iki kardeş sanıyordu.

         Ama bu kez ayrılmak zorunda kalacaklardı. Üstelik de birbirlerinden oldukça uzak yerlere gideceklerdi. Meriç bu duruma çok üzülüyordu. Ama yapacak bir şey yoktu.

         İşte eşyaları dört yıl aradan sonra bir kez daha yüklenmişti. Meriçler artık yola çıkmak üzereydiler. Meriç, gözyaşları ile sarıldığı Ela’dan ayrılamıyordu. Aynı şekilde Meltem Hanım da Kübra Hanım’a sarılmış onlar da ağlıyordu. Babası ise arabaya binmiş onlara sesleniyordu:

-         Hadi artık bu kadar yeter. Yoksa hiç ayrılamayacaksınız.

         Uzun bir yolculuğun ardından Ankara’ya geldiler. Oturacakları ev büyük bir sitenin içerisindeydi.

            Meriç, evin  bulunduğu siteye ve evlerin büyüklüğüne şaşırmıştı. Çünkü daha önce oturdukları evler genellikle birkaç katlı binalarda olur ve birkaç odası bulunurdu. Bu site ise geldikleri kasabadan bile büyüktü.

         Birkaç gün içinde evlerine yerleştiler. Ama Meriç yeni çevresine alışmakta güçlük çekiyordu.

Dördüncü sınıfın ilk dönemi bitmek üzeriydi. Birkaç hafta sonra yarı yıl tatiline gireceklerdi. Bu arada sık sık arkadaşı         Ela’yı telefonla arıyor ve yeni okulu, arkadaşları, evleri hakkında sohbetler ediyorlardı.

Meriç’in babası sabah yedide evden çıkıyor ve eve döndüğünde saat dokuzu buluyordu. Annesi ise yeni komşularına alışmaya çalışırken Meriç de yeni arkadaşları ile kaynaşmak için ara sıra onları evlerine davet ediyordu.

Ela ise kasabada arkadaşı Meriç’i özlüyordu. Bir gün babasına şöyle dedi:

-         Babacığım, arkadaşım Meriç’i çok özledim. Yarı yıl tatilinde Ankara’ya gidelim mi?

Babası cevap verdi:

-         Olmaz kızım. Onlar daha yeni gittiler. Belki yazın olabilir.

 

-         Ama baba Meriç’le görüştüm. Onlar da bizim gelmemizi çok istiyorlar.

 

-         Kızım, işten izin almam mümkün değil.

 

-         O zaman beni gönderin. Onlar beni misafir e3derler. Arkadaşımı çok özledim.

 

-         Bakarız hele yarı yıl tatiline daha bir hafta var.

 

Ela babasının izin vereceğini anlamıştı. Babasının boynuna sarıldı ve teşekkür etti.

 

Nihayet yarı yıl tatili gelmişti. Ela ve Meriç’in aileleri yaptıkları görüşmelerle Ela’nın bir haftalığına Ankara’da Meriçlerin misafiri olmasını uygun görmüşlerdi.

Her iki arkadaş da sevinçten uçuyorlardı. 

Meriç, babası ile birlikte Ela’yı almak üzere tren garına gittiler. Meriç, Ela’nın trenden indiğini görmüştü. Babasının elini bırakarak koşa koşa Ela’nın yanına vardı. İki arkadaş üç ayın özlemi ile birbirine sıkı sıkıya sarılmışlardı.

Babası her ikisine de imrenerek baktı.  Ela ilk defa Ankara’yı görüyordu. Şaşkınlıkla etrafını seyrediyordu.

Hep birlikte eve geldiler. Meltem Hanım, Ela için yemekler hazırlamıştı. Hal hatırın ardından yemek yediler ve Meriç’in odasına geçerek uzun uzun sohbet edip ardından dinlendiler.

Sabah olduğunda ikisi de oldukça mutlu bir şekilde uyanıp kahvaltılarını yaptılar. Kış olmasına rağmen hava çok güzel görünüyordu.

Meriç’in babası kahvaltının ardından şöyle dedi:

 

-         Hava çok güzel görünüyor. Bu havada sizinle bir göl kenarına gidebiliriz. Gölbaşı tatil günlerinde çok güzel olur. Hep birlikte Gölbaşı’na gidelim mi?

-          

   Herkes çok sevinmişti. Özellikle Meriç ve Ela bu habere çok sevindiler. Meltem Hanım hazırlıklar yaparken çocuklar da sitenin bahçesinde oynamaya başlamışlardı.

 

     Nihayet yola çıktılar.

 

Gölbaşı’na geldiklerinde gerçekten de pırıl pırıl bir göl ile karşılaştılar. Kendileri gibi pek çok kişi de göl kenarında idi.

 

Hemen gölün kenarında kuşları, ağaçları, kayıkları, balık tutanları seyre daldılar.

 

Bu güzel ortamı hatıra defterlerine kaydetmek için gördüklerini yazmaya başladılar.

 

Bu sırada Meriç’in babası seslendi:

 

-         Haydi gelin sizi kayıkla gezdireyim.

Bu habere herkes çok sevindi.

      Meriç’in babası bir kayık kiraladı. Hep birlikte kayığa binip küreklere asıldılar.

         Bir süre neşe içinde kayıkla gezerlerken birden havanın bulutlandığını gördüler. Gölün ortasına kadar gelmişlerdi. Ardından sis de bastırmıştı. Artık gölün on metre ilerisini bile göremiyorlardı.

         Birden yağmur bastırmış ve fırtına kopmuştu. Gök yüzünde şimşekler de çakıyordu.

Rastgele kürek çekerlerken kıyıya yakın bir yerde kayık batmaya başlamıştı. Son bir hamle ile karaya atladılar.          Sırılsıklam olmuşlardı.

Meriç’in babası ve annesi çocuklara kuru kıyafet getirmek için eşyalarını koydukları yere doğru gittiler. Çocukları ise kuytu bir köşeye yerleştirip orada beklemelerini istediler.

Meriç ve Ela ise hem üşümüşler hem de korkmuşlardı. Üstelik hala yağmur yağıyor ve şimşekler çakıyordu. Üstelik sis de dağılmamıştı.

Anne ve babası gelmeyince Meriç Ela’nın elinden tutarak “Haydi biz de annemlerin yanına gidelim.”, dedi. Ancak sisten dolayı tam ters istikamete doğru gitmişlerdi.

Meriç’in anne ve babası çocukları bıraktıkları yere döndüklerinde onları orada bulamadılar. Bu durum ikisini de endişelendirdi.

Meriç ve Ela da hem yollarını kaybetmiş hem de üşümeye başlamışlardı.

Bir süre sonra sis ortadan kalktı.

Meltem Hanım ve eşi endişe içerisinde çocukları arıyorlardı

Ela ve Meriç yanlış yolda olduklarını anlamışlar ve gittikleri istikametten geri dönmüşlerdi.

Bu sırada Meriç, uzaktan kendi isminin seslenildiğini duydu. O da bütün gücü ile sesin geldiği tarafa doğru Ela ile birlikte koşturup bağırmaya başladı.

Fırtınaya rağmen sesin geldiği tarafa gidiyorlardı. Çünkü bir an önce onlara kavuşmak istiyorlardı.

Sesler,  artık oldukça yakından geliyordu.

 

      Nihayet birbirlerini görmüşlerdi. Çok yorgunlardı. Ama birbirlerini bulmuşlardı. O sevinçle birbirlerine sarıldılar. Güneş de yeniden bütün sıcaklığı ile kendini göstermişti.

         Bütün zorluklar geride kalmış göldeki panik mutlu bir şekilde sonlanmıştı.



- SON-

 

 

                  

 

Bu haber 43 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Küçük Şair ve Yazarlar

BAYRAK-Eylül AKDAĞ

BAYRAK-Eylül AKDAĞ Bayrak şiiri BAYRAK Dalgalan bayrağım dalgalan Hep senin adınla uyandım

GÜZEL İNSAN MUHAMMED

GÜZEL İNSAN MUHAMMED Mustafa Sencer UÇAR, yazdı.
Bayram AKTAŞ Bayram AKTAŞ
KENDİNE İYİ BAK
Arzu METLİ Arzu METLİ
İNSAN ÇEKER
Halil MANUŞ Halil MANUŞ
EĞİTMEK Mİ ÖĞRETMEK Mİ?
Ozan ERBABİ Ozan ERBABİ
MUSTAFA KEMAL’İM
Bekir ÜNVER Bekir ÜNVER
YİNE HAZAN, YİNE HÜZÜN
Mustafa BATMAN Mustafa BATMAN
GÖZLERİ PERİ BİR DENİZ KIZI
Mahmut ÇAĞATAY Mahmut ÇAĞATAY
BİN OLURUZ
Gazi KARABULUT Gazi KARABULUT
ÖZLÜYORUM
Mustafa METLİ Mustafa METLİ
YOKSUN
Mesut YAZANEL Mesut YAZANEL
BİRAZ DA ARABESK
Erhan EROĞLU Erhan EROĞLU
NİĞDE KALESİ AHMEDEK BÖLÜMÜ
ESAT HALAÇOĞLU ESAT HALAÇOĞLU
ANNEMİN ARDINDAN
İhsan UĞRAŞ İhsan UĞRAŞ
BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZDA
Aydın UZKAN Aydın UZKAN
LÂL CERİHALAR
Veli HAYTA Veli HAYTA
''NE OLURSAN OL GEL'' EĞİTİM ŞART
Bestami NAR Bestami NAR
BAHAR GELDİ Mİ ?
Mehmet KESKİN Mehmet KESKİN
YOK..
A. TEMİR A. TEMİR
Gerçek Kahramanlara Mektuplar
Aydın ORHAN Aydın ORHAN
öYLECE
Yunus KIZIL Yunus  KIZIL
GÜNEŞ NE ZAMAN DOĞACAK?
Özcan CANPOLAT Özcan CANPOLAT
MUHAYYELAT
Hilal ÇAPKINER Hilal ÇAPKINER
ÖTE...
İbrahim YILMAZ İbrahim YILMAZ
MUHALİF RÜZGAR
Ümit SİVRİKAYA Ümit SİVRİKAYA
FUTBOL TERÖRÜ
Bekir ÇINAR Bekir ÇINAR
DOĞRU KONUŞALIM DOĞRU YAZALIM
Birgül UZUN Birgül UZUN
UZAKLARDAKİ ZEYTİN AĞACI
Osman DEMİRTAŞ Osman DEMİRTAŞ
Bakıp da Göremediklerimiz

YAZAN-EL EDEBİYATA DAİR - Edebiyata ve Sanata Dair Ne Varsa Bu sitedeki eserler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır.
RSS | Yazar İçin | Yazarlık

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi