Yazanel Edebiyat
ANASAYFA FORUM FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

TÜRKÇESİ VARKEN

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

“ŞIP” DİYE SEVMİŞİM BEN- Numan KURT

“ŞIP” DİYE SEVMİŞİM BEN- Numan KURT

Tarih 04.Aralık.2015, 18:55 Editör editör

Bir kıza âşık oldum. Bizim dershaneden. Gece gündüz aklımda. Geceleri hiç uyuyamıyorum. Derslere yalnız onun yanında olabilmek için giriyorum.

“ŞIP” DİYE SEVMİŞİM BEN

Gençlik başımda duman. Dünya gözümde pespembe. Bu yıl ikinci yılımmış, kazanamazsam babam çok kızar, ailem üzülürmüş hiç umurumda değil. Varsa da yoksa da Selma. “Âşığım ben Selma’ya/ Yüzü benzer bir aya..” şarkısı dilimden düşmüyor. Geceleri uykum yok. Sınıfta öğretmen ders anlatıyor, benim gözüm Selma’da.
“Karasevda” derler ya! Ben de karasevdalandım Selma’ya. Akşama kadar iyi. Selma’nın yanındayım. Gece olup da yastığa başımı koyunca uyku tutmuyor beni. Kıvranıyorum yatakta. “Yoook, Selma olmadan yaşayamam ben. Ne olursa olsun önce anneme sonra da babama açacağım konuyu. Okumasam da çalışır, evimi geçindiririm, Selma kabul etmezse sözlenip dört yıl beklemesini isterim.” diye cesaret veriyorum kendime. Dershaneye gidip onu görünce de “Hele şimdilik bekleyeyim, sonra açarım konuyu bizimkilere.” diyorum.
Selma, dershaneden arkadaşım. Derslere başladığımız günlerde o da yavaş yavaş tanışmaya başladığım diğer arkadaşlarım gibi herhangi biriydi. Geçen yıl üniversiteyi kazanamamıştım. Babam, pek umudu olmasa da zor koşullarda beni yine Kırşehir’de başka bir dershaneye gönderdi. Anlayacağınız dershanede de kıdemli öğrenci olmuştum. Bu yıl derslere sanki koşarak, uçarak gidiyordum. Öyle dersi iyi dinleyeyim, bu yıl sınavı kazanayım diye düşündüğümden falan değil. Beni uçuran neydi biliyor musunuz? Selma’nın aşkı. Delicesine tutulmuştum. Gecem gündüzüm o olmuştu.
Selma mı…? O, benim gibi yanar tutuşur bir durumda değildi anladığım kadarıyla; ama benim yanıp tutuşmuşluğuma da tepki göstermiyor, beni reddetmiyordu. Zaten “Yok, ben arkadaşlık falan istemiyorum.” dese çaresiz boynumu büker, kaderime küserdim.
“Ne olursa olsun yarın bizimkilere konuyu açmalıyım.” dedim o gece. Yine uyku tutmamıştı. Annem, her anne gibi beni anlayacak, onaylamasa bile “hayır öğütler” verecekti; ama ya babam…
……………
-Anne, mutfağa gelir misin?
-Ne var oğlum, ben akşama kadar mutfaktayım.
-Hele gel, sana söyleyeceklerim var.
Param kalmayınca babamdan parayı annemin aracılığıyla istediğim için yine öyle sanmış olacak ki gecikmeli de olsa geldi annem.
-Söyle bakalım, paralar suyunu çekti mi yine?
-Yok anne, bu sefer konu başka, babamdan önce sana açmak istedim.
-Neymiş o?
-Bir kıza âşık oldum. Bizim dershaneden. Gece gündüz aklımda. Geceleri hiç uyuyamıyorum. Derslere yalnız onun yanında olabilmek için giriyorum.
-Eeee!
Annemin bu “Eee!”sinden bir alaycılık, sözümü ciddiye almama sezdim; ama ne olursa olsun kararlıydım.
-Bu kızla sözlenmek, kısa zamanda da evlenmek istiyorum anne. Şaka yapmıyorum.
Annem, bir şeyler düşünmüş olacak ki “Sen bunu babanla konuş oğlum, biliyorsun son söz onda biter.”
………………
Babamla birbirimizden gizlimiz saklımız olmaz. Arkadaş gibi konuşuruz, konuşuruz da bu konu babamı kesin şoka sokar. Küçüklüğümden beri rahat büyümüşümdür. Beş kişilik ailesinin geçiminde dar geliriyle zorlansa da babam, annemin de örgü örerek verdiği destekle bizi kimseye muhtaç etmemiştir. Bunları düşünürken ortaokul yıllarında yaşadığım tatlı bir anıyı da anlatmak isterim:
Ortaokula yeni kaydoldum, birinci sınıftayım. Babam o zaman ilçenin yakın bir köyünde öğretmenlik yapıyor. İlkokuldan ortaokula geçince takım elbise, kravat, okulda değişik ortam, arkadaşlar, köy okulundan gelen bana ilginç geliyor. Okul kooperatifine her gün ilk teneffüste ilçenin pastanesinden sıcak sıcak poğaçalar getiriyorlar. Ders biter bitmez kooperatife koşuyorum. Bir değil iki tane poğaça alıyorum, kapının önünde de iştahla yiyorum. Hafta içi her gün tekrarlanan bu durum babamın da arkadaşı olan öğretmenlerimden birinin dikkatini çekmiş. Babamla bir karşılaşmalarında, “Senin oğlan, seni batıracak. Her teneffüs iki poğaça yiyor.” diye takılmış. İşte o “damak tadı keyfi” beni şimdi yüz on kiloya çıkardı.
…………………
-Baba, sana bir şey söylemek istiyorum.
-Söyle oğlum, ne zamandan beri çekinir oldun?
-Çekinmiyorum da tepkinden korkuyorum, seni üzmek istemiyorum.
-Anlat bakalım.
-Evlenmek istiyorum baba.
-Hele bak sen, bu da nereden çıktı oğlum?
-Dershaneden bir kıza tutuldum. Gece gündüz aklımdan çıkmıyor.
-Senin yaşındakilerde olur böyle şeyler, buna “şıpsevdilik” denir. Zamanla unutursun. Dershanede ikinci yılın, adam gibi çalış, üniversiteyi kazanmaya bak. Ben kendi karnımı zor doyuruyorum, bir de senin evinle mi uğraşacağım.
- Ben çalışır, geçindiririm baba.
- Bak, yavaş yavaş sinirleniyorum. Bu konuyu sen anlatmadın, ben de duymadım. Haydi şimdi güle güle.
…………………..
Ne ders çalışmak istiyor canım ne de televizyona bakmak. Aklımda hep Selma. Yatağa uzanıyorum, uyku nerde? Buna bir çare bulmalıyım. Benim Selma’yla evlenmem, en azından şimdilik bir yüzük taktırmam gerekir. Anneden, babadan öğüdü aldık. Kim kaldı o zaman? 
Kim mi kaldı? Dedem, benim aslan dedem. Ömrünü ateşin, kara isin içinde bilek gücüyle çalışarak geçiren dedem. Anlarsa beni o anlar.
…………………….
-Dede!
-Söyle kuzu.
- Şu işini beş dakika bırak da sana anlatacaklarım var.
Dedem, iş önlüğünü çıkardı. Ter, kara is içinde kalmış alnından, yanaklarından aşağı doğru akmıştı. Bir sigara yaktı:
-Neymiş bakalım paşanın derdi?
-Dede, ben bir kıza âşık oldum. Sizin zamanınızda böyle şeyler yoktu; ama sen beni anlarsın diye sana geldim. Annem, babam pek ciddiye almadılar beni. Geceleri hiç uyuyamıyorum. Dershanede ikinci yılım, sen de biliyorsun, ders çalışamıyorum. Ben evlenmek istiyorum dede.
Eliyle çenesini şöyle bir sıvazladı dedem. Bıyık altından hafifçe de gülümsediğini hissetim. Elini omzuma koydu:
-Bak sevgili torunum Murat, sen kaç yaşındasın?
-On dokuz.
-Çalıştığın bir işin var mı?
-Yok.
-Diyelim ki evlendin. Şimdi sana bir hesap yapıyorum.
- Ben, körkütük seviyorum dede. Çalışır kazanırım.
-Evladım, okumazsan o kız sana zaten gelmez. Sen, beni dinle.
-Dinliyorum.
-Ev kirası kaç lira olur?
-En az üç yüz lira.
-Yiyeceği, içeceği; odunu, kömürü; elektriği , suyu ; çarşısı, pazarı…derken sana ayda iki bin lira gerekir. Nasıl geçindireceksin bu evi?
-Peki ben ne olacağım dede. Hiç aklım başımda değil.
-Hele zaman bırak. Okulunu kazan, bitir, işin gücün olsun. O zaman gel yanıma.
Boynu bükük ayrıldım dedemin dükkânından. Bu arada cebime de bir ellilik sıkıştırmıştı.
……………………………
Zaman ilaç oldu bana. Babamın dediği gibi pek çok insanın on beş yirmi yaş arası yaşadığı “şıpsevdilik” dönemini dedemin de gerçekçi öğütleriyle atlattım. Dedem ilkokul mezunu; ama hayat deneyimi çok fazla. Babam öğretmen. Şimdi babama bazen takılırım. “Dedem senden daha akılı çıktı baba!” derim. Bana şöyle bir bakar: “H…tir, e…ş..k, benden yüz bulsan hemen evlenecektin. Şimdi görüyorsun öyle evlenenleri. Âşığım, ölüyorum, canım, hayatım… üç gün sonra boşanma…” der.
Üçüncü yıl sonunda üniversiteyi kazandım. Babam o zaman kazandığım okulu beğenmese de şimdi güzel bir işim, ailem var. Selma’mı? Ara sıra aklıma geldikçe buruk bir gülümsemeyle “Bir rüzgarmış, esti, geçti gitti.” derim.
……………….

Siz de sevdiniz mi o yaşlarda
“Şıp” diye
“Onsuz yaşayamam”
Dediniz mi
Ben sevdiğimi sandım 
On dokuz yaşında
Ya dedem olmasaydı
Ya bana o hayat dersini vermeseydi
Zaman zaman o günleri
Hatırlarım
Alnındaki teri, elindeki çekiciyle
Dedemi anarım
………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………….
Numan KURT, yazdı.

Bu haber 66 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Hayata Dair

İNSAN ÇEKER- Arzu METLİ

İNSAN ÇEKER- Arzu METLİ Yaşadıkları, biriktirdiği anılar onu rahatsız etmeye başlamışsa bazı şeyleri yaşanmamış farz edip geçmişe bir sünge...

Merhamet-Bekir Ünver

Merhamet-Bekir Ünver Ne güzel bir duygudur merhamet sahibi olmak. Ne muazzam bir hakikattir merhamet.
Bayram AKTAŞ Bayram AKTAŞ
KENDİNE İYİ BAK
Arzu METLİ Arzu METLİ
İNSAN ÇEKER
Halil MANUŞ Halil MANUŞ
EĞİTMEK Mİ ÖĞRETMEK Mİ?
Ozan ERBABİ Ozan ERBABİ
MUSTAFA KEMAL’İM
Bekir ÜNVER Bekir ÜNVER
YİNE HAZAN, YİNE HÜZÜN
Mustafa BATMAN Mustafa BATMAN
GÖZLERİ PERİ BİR DENİZ KIZI
Mahmut ÇAĞATAY Mahmut ÇAĞATAY
BİN OLURUZ
Gazi KARABULUT Gazi KARABULUT
ÖZLÜYORUM
Mustafa METLİ Mustafa METLİ
YOKSUN
Mesut YAZANEL Mesut YAZANEL
BİRAZ DA ARABESK
Erhan EROĞLU Erhan EROĞLU
NİĞDE KALESİ AHMEDEK BÖLÜMÜ
ESAT HALAÇOĞLU ESAT HALAÇOĞLU
ANNEMİN ARDINDAN
İhsan UĞRAŞ İhsan UĞRAŞ
BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZDA
Aydın UZKAN Aydın UZKAN
LÂL CERİHALAR
Veli HAYTA Veli HAYTA
''NE OLURSAN OL GEL'' EĞİTİM ŞART
Bestami NAR Bestami NAR
BAHAR GELDİ Mİ ?
Mehmet KESKİN Mehmet KESKİN
YOK..
A. TEMİR A. TEMİR
Gerçek Kahramanlara Mektuplar
Aydın ORHAN Aydın ORHAN
öYLECE
Yunus KIZIL Yunus  KIZIL
GÜNEŞ NE ZAMAN DOĞACAK?
Özcan CANPOLAT Özcan CANPOLAT
MUHAYYELAT
Hilal ÇAPKINER Hilal ÇAPKINER
ÖTE...
İbrahim YILMAZ İbrahim YILMAZ
MUHALİF RÜZGAR
Ümit SİVRİKAYA Ümit SİVRİKAYA
FUTBOL TERÖRÜ
Bekir ÇINAR Bekir ÇINAR
DOĞRU KONUŞALIM DOĞRU YAZALIM
Birgül UZUN Birgül UZUN
UZAKLARDAKİ ZEYTİN AĞACI
Osman DEMİRTAŞ Osman DEMİRTAŞ
Bakıp da Göremediklerimiz

YAZAN-EL EDEBİYATA DAİR - Edebiyata ve Sanata Dair Ne Varsa Bu sitedeki eserler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır.
RSS | Yazar İçin | Yazarlık

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi