Yazanel Edebiyat
ANASAYFA FORUM FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

TÜRKÇESİ VARKEN

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

ÜÇ HAYVAN- KEMAL ÖZTAŞ

ÜÇ HAYVAN- KEMAL ÖZTAŞ

Tarih 05.Haziran.2015, 22:50 Editör editör

Yengeç, Karınca Maymun sizce hangisi ?


ÜÇ HAYVAN

 

Yengeç…

Yengeçleri görmüşünüzdür; sekiz bacaklı yan yan yürüyen, kırmızı, sarı, kahverengi renklerde. Çok komiğime gider öyle yürümeleri. Ama size anlatacaklarım bu hayvanların dış görünüşü değil nasıl davrandıkları.


Yengeç avına çıkan balıkçılar yakaladıkları yengeçleri ağzı açık örme sepetlere koyarlar. Sepetin ağzını kapatmayı gerekli görmezler. Çünkü bilirler ki sepetten çıkmak için davranan bir yengeç diğerleri tarafından aşağıya çekilir. Böylece sepetten hiçbir yengeç kaçamaz.

Bu hayvanlar öyle fırsatçı, öyle hilebaz, öyle acımasızdırlar ki kendi türlerinin yavrularını bile hiç çekinmeden yiyebiliyorlar. Onlar rekabete asla gelemezler. Toplu olarak yaşıyor olsalar bile onlarda bireysel başarı gösteren, topluluktan sıyrılıp iyi işler yapabilen yoktur. Zira azıcık bir başarı gösterecek olan bir yengeç hemen diğer yengeçler tarafından engellenir. Fırsatını buldular mı diğer yengeçlerin kullandıkları deniz kabuklarını ellerinden almak için hiç düşünmezler.

İşte yengeçlerin bu davranışına “yengeç zihniyeti” diyoruz. Yengeçlerin böyle davranması topluca yok olmalarına sebep oluyor. Ama onlar yinede bu davranışlarından vazgeçemiyor.

 

Maymun…

 

Zeki olarak bilinen maymunlar aslında taklitten başka bir şey yapmazlar. Onlar geçmişlerini taklit ederler. Yeni bir şey katmazlar yaşantılarına. Yeni bir şeyleri de insanlardan öğrenirler fakat bu yeni öğrendiklerini de niye yaptıklarını ne işe yaradığını pek sorgulamazlar.


Şimdi size maymunlara yapılan bir deneyi anlatacağım;

Vaktiyle altı adet maymunu büyükçe bir kafese koyarlar. Kafesin tam üstüne de bir miktar muz asarlar. Kafesteki maymunlar muzları görünce onu almak için kafesin ortasında bulunan basamakları tırmanmaya başlayınca bakıcıları onların üzerine soğuk su fışkırtıyorlar. İyice ıslanan maymunlar neye uğradıklarını şaşırıyorlar. Bir iki deneme sonunda artık maymunlardan hiçbiri muzları almak için uğraşmıyorlar.

Sonra içlerinden bir tanesini kafesin dışına alıp içeriye olayı görmemiş olan yeni bir maymun koyuyorlar. Yeni maymunda muzları fark edince hemen muzları almak için basamakları tırmanmaya çalışıyor. Fakat diğer maymunlar tarafından iyice dövülerek engelleniyor. Buna anlam veremeyen maymun birkaç kere daha deneme yapıyor fakat her seferinde dayak yiyince bir daha muzlara bakmıyor.

Sonra eski maymunlardan bir tanesi daha çıkarılıp yerine yeni bir maymun konuyor. Bu yeni maymunda muzları görünce almak için harekete geçiyor ama o da ilk maymunun durumuna düşüyor. Yalnız maymunlar bu maymunu engellerken kafese konan ilk maymun diğerlerinden daha fazla tepki göstererek yeni gelen maymunu çok dövüyor.

Bu deney kafeste eski maymun kalmayana kadar devam ediyor. Her seferinde yeni gelen bir güzel dayak yiyor ve kendisinden sonra gelen maymunu çok kötü dövüyor. Maymunlar neden dayak yediklerini ve neden dayak attıklarını hiç bilmiyor. Bakıcılar artık maymunları ıslatmadıkları halde maymunlardan hiçbiri muzları almak için uğraşmıyor. E ne demişler burada işler böyle gelmiş böyle devam ediyor.

 

 

Karınca…

 

Karıncalar toplu şekilde yaşayan nadide hayvanlardan biridirler. Dünyada toprak olan hemen hemen her yerde yaşarlar. Pek çok türü vardır. Ama hepsinde de yaşama tarzı aynıdır. Sosyal kurallara dayalı bir yaşam biçimini benimsemişlerdir.


Dilerseniz bu harika varlıkların yaşamını yakından inceleyelim. Yer üstünde ve yer altında koloniler halinde yaşayan bu hayvanlar yerin altında bir şehir kurarlar. Bu şehirde hiçbir şey tesadüfü ve gereksiz değildir. Her şey düzenli ve herkesin belirli bir görevi vardır. Bu şehirde bebek bakım odaları, biraz daha büyük olan yavru bakım odaları, depolar, mantar yetiştirilen tarlalar, havalandırma kanalları, dinlenme odaları mevcuttur. Her karıncanın da ayrı bir görevi vardır. Kraliçe denilen karınca soyun devamını sağlamakla görevlidir. Bunun için durmadan yumurta üretir. İşçi karıncaların bir kısmı yavru bakımı görevini, bir kısmı da yuvanın temizliği görevini, bir kısmı tarlalarında mantar üretme görevini, diğer bir kısmı da dışarıdan yuvaya yiyecek bulma görevini üstlenirler. Asker karıncalar ise yuvanın ve diğer karıncaların korunmasından sorumludurlar. Karıncalar için koloninin bekası her şeyden daha önemlidir.

Karıncalarda hasta ve zayıf karıncalara bakım yapılır onlara da yiyecek verilir. Asla hiçbir karınca güçsüz diye dışlanmaz ona zarar verilmez. Karınca zihniyetinde büyük ve güçlü karıncalar küçük ve zayıf karıncaları ezmez onlara zarar vermez. Aksine onlara daha iyi davranırlar. Buda koloninin güçlenip büyümesine sebep olur.

Karıncalar küçücük olmalarına karşın el birliği yaparak çok büyük sorunların üstesinden gelirler. Örneğin kendilerinden kat be kat büyük hayvanları rahatlıkla alt edebilirler. Bir karınca için aşılması zor olan bir hendekten beraberce vücutlarını kullanarak canlı köprüler yapabilirler. Yine Amazonlarda yaşayan bir karınca türü de yağışlı dönemlerde su baskını olduğu zaman sular çekilene kadar ilginç bir yöntem kullanarak hayatta kalır. Bu karıncalar su baskını olduğunda birbirlerine tutunarak bir nevi sal yaparlar. Bu salın üstüne de yaşlılar, hastalar, yavrular ve yumurtalar konur. Geride hiç kimse bırakılmaz. Bu sal suyun üstünde yüzerek bir kara parçasına ulaştıklarında birbirlerinden ayrılırlar. Böylece hiçbir karıncaya zarar gelmez topluca kurtulurlar.

 

Peki, bu anlattıklarımla eğitimin ve bizim toplumumuzun ne ilgisi var?

Maalesef toplumumuza uygun olmayan eğitim sistemlerinin bize getirilip dayatılması sonucu elde edilen sonuç ortada; “yengeç zihniyetli nesil ve taklitten başka bir şey yapmayan onu da doğru dürüst yapamayan genç bir nesil”.  Biraz açıklamak gerekirse bize uygun olmayan, kültürümüze milli benliğimize ters düşen eğitim sistemlerini uygulamak eğitim kalitemizi düşürüyor neticesinde ise teknoloji üretmeyen, üretene de engel olan, neyi ne için yaptığını sorgulamayan bencil hasta ruhlu nesiller yetiştiriyoruz. Vatanını milletini düşünmeyen, devleti soymayı marifet sayan, zayıfı ezen kendinden başkasını düşünmeyen ve kendi çıkarları uğruna her yolu mubah sayan bir toplum olma yolundayız. Tabii ki böyle bir toplumun gelişmesi çağdaş medeniyetler dediğimiz diğer devletlerle boy ölçüşmesi ve dünyaya yön vermesi, dünyada hatırı sayılır bir devlet olması imkânsızdır.

Peki yapılacak olan nedir? Benim görüşüm toplumun tüm kesimlerinden ve her kademesinden temsilciler seçilip büyük bir eğitim şurası düzenlemek ve burada alınacak olan tamamen milli olan kararlara istinaden yeni bir eğitim modeli hazırlamak ve bunu uygulamaya koymaktır. Burada herkes üstüne düşen görevi fazlasıyla yerine getirmelidir. Bizim için çok zengin bir sanayici ne kadar önemli ise köyde koyun güden Hasan da o kadar önemli olmalıdır. Her bireyi toplumu kurtarabilecek bir lider olarak görmeli ve çok değerli olduğunu ona hissettirmeliyiz.

Başka Anadolu yok! Ve bizim gidecek bir yerimizde yok. Bunun için geleceğimiz olan çocuklarımıza milli benliğimizi, manevi değerlerimizi aşılamalı onları devleti soyan bireyler değil vatanını milletini çok seven bunu da göstermenin tek yolunun vatana millete iyi şeyler kazandırmak ve milletimizin en iyiyi hak ettiği bilincini yaymakla mümkün olduğunu anlatmak gerekir. Bizim kaybedecek bir tek saniyemiz yok.  Boşa geçen bunca yılı telefi etmek zorundayız. Hiçbir şey üretmeyen sadece tüketen toplumdan, her şeyde en iyisini yapan en iyisini üreten bir topluma dönüşmek zor değil. Bunu Finliler başarıyorsa bana göre dünyanın en zeki insanlarının yaşadığı bir ülke olan güzel ülkemizde başarır. Yeter ki kendine güvenen, çalmayan çaldırmayan ve çok çalışan bir nesil yetiştirelim.

Şimdi kendimize soralım biz neyiz? Yengeç mi? Maymun mu? Yoksa karınca mı?

 

 KEMAL ÖZTAŞ , yazdı.

Bu haber 6 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Eğitime Dair

OCAKBAŞI SOHBETİ

OCAKBAŞI SOHBETİ Türk Ocakları Niğde Şubesi tarafından düzenlenen ocakbaşı sohbeti daveti

KAR TANEM’İN DÜNYASI-TÜLAY ATABEY

KAR  TANEM’İN DÜNYASI-TÜLAY ATABEY Doktorların “iki ay” bile yaşamaz dedikleri küçük arkadaşımın her şeye rağmen hayatan gülümseyerek “Ben geldim...
Arzu METLİ Arzu METLİ
İNSAN ÇEKER
Halil MANUŞ Halil MANUŞ
EĞİTMEK Mİ ÖĞRETMEK Mİ?
Ozan ERBABİ Ozan ERBABİ
MUSTAFA KEMAL’İM
Bayram AKTAŞ Bayram AKTAŞ
İNSANIN KIYMETİ
Bekir ÜNVER Bekir ÜNVER
YİNE HAZAN, YİNE HÜZÜN
Mustafa BATMAN Mustafa BATMAN
GÖZLERİ PERİ BİR DENİZ KIZI
Mahmut ÇAĞATAY Mahmut ÇAĞATAY
BİN OLURUZ
Gazi KARABULUT Gazi KARABULUT
ÖZLÜYORUM
Mustafa METLİ Mustafa METLİ
YOKSUN
Mesut YAZANEL Mesut YAZANEL
BİRAZ DA ARABESK
Erhan EROĞLU Erhan EROĞLU
NİĞDE KALESİ AHMEDEK BÖLÜMÜ
ESAT HALAÇOĞLU ESAT HALAÇOĞLU
ANNEMİN ARDINDAN
İhsan UĞRAŞ İhsan UĞRAŞ
BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZDA
Aydın UZKAN Aydın UZKAN
LÂL CERİHALAR
Veli HAYTA Veli HAYTA
''NE OLURSAN OL GEL'' EĞİTİM ŞART
Bestami NAR Bestami NAR
BAHAR GELDİ Mİ ?
Mehmet KESKİN Mehmet KESKİN
YOK..
A. TEMİR A. TEMİR
Gerçek Kahramanlara Mektuplar
Aydın ORHAN Aydın ORHAN
öYLECE
Yunus KIZIL Yunus  KIZIL
GÜNEŞ NE ZAMAN DOĞACAK?
Özcan CANPOLAT Özcan CANPOLAT
MUHAYYELAT
Hilal ÇAPKINER Hilal ÇAPKINER
ÖTE...
İbrahim YILMAZ İbrahim YILMAZ
MUHALİF RÜZGAR
Ümit SİVRİKAYA Ümit SİVRİKAYA
FUTBOL TERÖRÜ
Bekir ÇINAR Bekir ÇINAR
DOĞRU KONUŞALIM DOĞRU YAZALIM
Birgül UZUN Birgül UZUN
UZAKLARDAKİ ZEYTİN AĞACI
Osman DEMİRTAŞ Osman DEMİRTAŞ
Bakıp da Göremediklerimiz

YAZAN-EL EDEBİYATA DAİR - Edebiyata ve Sanata Dair Ne Varsa Bu sitedeki eserler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır.
RSS | Yazar İçin | Yazarlık

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi